Kur’an ve Ehl-i Beyt Alevi’lerin Sesi

Araştırması Önsözü


Böyle bir araştırma yapmanın nedenlerini soruşturmak lazım gereken konunun önemini sormak isterseniz, bunun cevabını Alevi olmamdan ziyade İslam-ı bir araştırmanın gerekliliğini duymamdan kaynaklanmaktadır. Çünkü dedelerimizin bizlere aktardıkları ile İslam sentezisi, felsefesinin görüşü aynı olmadığını görürüz.

Öbür taraftanda Ehl-i Sünnet alimlerinin Aleviler hakkındaki görüşlerine gelince insanlık dışı bir muhameleyle karşılaştıklarını gerçeklerini ispatlamam için böyle bir araştırmaya cevap vermem ve onların kendi öz belge ve kaynaklarından deliller gösterek ispatlamış olmam olacaktır.

Tekrar öbür taraftan da insanların İslam devletinin bir devletleşme şeklinin olmadığını ve sadece ve İslam-i bir dinin sempozyomu olduğu bazı beli başlı şartlardan oluştuğunu iddiaların gerçek dışı olduğunu ispatlamak üzerine böyle bir araştırmanın gerekliliğini duydum.

Böyle bir araştırmaya ve esere değinmemin nedeni 1425 yıldan günümüze kadar bir çok düşünür bilim adamlarımızın araştırmaları ve inceleme sonucu yaptıklarına karşılık onların yaptıkların incelemeleri bir süzgeçten geçirerek yepyeni bir İslam Devletinin kurulma şeklinin olacağını anımsayarak İslam-i bir hareketin devletleşme şeklilliğine göneceğini ve bizlere öğretilenlerle Kur’an ve Ehl-i Beyt gerçeklerini bir anda olsa ispatlamak için sorumluğunu anımsatmak olacaktır.

Ne yazıktır ki, gerçek kültür ve bilim alanında yeterince nasiplenmeden insanlarla yok olup gitmiş veyahut araştırmadan yoksun bırakılmış zaman içerisindeki menfaatleri açısında İnsanlar arasında din, dil, renk, ırk gibi ayırımcı düşünce bizleri geri bırakmakta ve savaşlara itilmekten başka bir şeye yaramamıştır.

İslam sentezisinde kültürün en üst sevyeye çıkılması gerekirken kültür seviyemizi geliştirme yerine cehaleti arttırmış, ilim erbabı şahışlardan Topluma intikal etmek için maddesel imkansızlıklarını aşamamış, aşanlarda gerçekleri kelime oyunlarıyla süslemiş, ilimden çok kazanç ve yaşam hesapları içindeki düşüncelerle bizi cehalet içerisinde kalan insanları sevgisizliğe karşı hemen bir tekerleme söz ile ’’ Bana dokunmayan yılan bin yaşasın ’’ felsefesini kabullendirerek yaşamımızın sürmesini zorunlu hale getirtmişlerdir.
Aslına bakarsanız sadece bir tarafı suçlamak doğru olmadığını ve hem Sünni taraftarlarının ve hem de Alevi dede tarafının kendi menfaatları icabı müslüman halk kitlelelerini sömürmüş kendi özşahış menfaatlarını ön plana çıkarmışlardır.

Çünkü Alevilerde dede olmayan kısmın kendilerini Peygamber (s.a.v.)’in evladını tanıtarak alevilerin İmam Ali (a.s.) bendesi olduklarını söylerken Ehl-i Sünnet alimlerininde İslam sentezisinde İslam’ın ön saflarını temsil etmeyen şahışları başa getirerek Emevi saltanatçıları boruzanlığını yaparak Alevileri ve alevi dostlarını kaltetmişlerdir.

Öteten beri araştırmalarımızda Alevilerin Hz. Peygamber (s.a.v.) ve İmam Ali (a.s.)’ın evladları olduklarını kanıtlarıyla belgelemiş ve ispatlamısızdır. İsteyen araştırmacı ehl-i olan kardeşlerimizin araştırmalarımızı başından sonuna kadar inceleyerek bu gibi konuların gerçekliğine varacaklarını bileceğimizden dolayıda bu önsöz konusunu fazla uzatmamaya çalışacağız.

Her okulun kendine özgü bir düşünce felsefesi olduğu herkesin malumudur. Bu mektebinde başında yatan nedeninin Ehl-i beyt mektebinin olmasıdır.

Bu mektebin değeri onun öncülerinin şahşiyetiyle ölçülür; hiç şüphesiz Ehl-i Beyt mektebi’nin varlığını borçlu olduğu en büyük şahşiyet İmam Hüseyin ( a.s. )’dır.

İmam Hüseyin (a.s.)’in malzumiyeti mü’minlerin kalbinde asla sönmeyecek bir coşku oluşturmak ve bu coşku İslam anayasa hareketinin başlagıcı olup İslam tarihi boyunca zalimlerin zülum ve fısklarını sürdürmelerine en büyük engel olacaktır.

Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde İmam Hüseyin (a.s.)’ın kıyamının tesiriyle vuku bulan yüzlerce kıyam, yöntem yönetmenliği ile hatadan uzak olmamalarına rağmen Emevi ve Abbasiler tarafından zulüm işkence ve fucura dayalı bidat ve sapmalarla dolu bir İslam anlayışının yerleşmesini önleyerek Ehl-i Sünnet mektebi çerçevesinde bile olsa büyük reformlar oluşturmakta çok derin etkileri yaratacaktır.

Öte yandan İslam anlayışımızda aslı lugat anlamıyla yöneliş ve kast anlamında olan islam düşüncesinde yepyeni bir çığır açacak Beytullah’ın ziyareti gelişi güzel olmiyacak şekilliğiyle İslam anayasasında bir mücadelenin başlagıcı olacaktır.

Hz. Peygamber ( s.a.v. ) çocukluğundan olgunluğuna ve olgunluğundan peygamberliğine kadar olan vahşetin sona erdirilmesinin başıt bir şekilde anımsatmıyacağı ve bunun gerçekliğin bir İslam devletinin kurulması icabı ile yapılan hareketlerin dünya insanların arasında ilk devrim niteliği taşıdığını gerçeğini ortaya koyacaktır.

İmam Ali (a.s.)’ın Hz. Muhammed (s.a.v.)’in eğitiminde özel kişiliği ile yetiştirildiğini belgeleriyle kanıtlanması ve dünya insanların bir devrim hareketinin öncülüğünde başkanına nasıl bir sadık şekilliğiyle bağlandığının sorumluğunu gelecek nesillere bir örnek teşkil edecektir.

İlk iman etmeyenlerin bazı laflarla hak etmedikleri kişilerin İslam uleması altında gösteren şahısların gerçekçi yüzü olmadığı gerçekleriyle ortaya konulacak ve gerçek İslamı kabul eden insanın veya insanların kim oldukları kanıtlarıyla belgelenecektir.

Her şeyden önce İslamın gelişi güzel olan beş şart altında kanıtlanmadığı ve İslam’ın şartları Kur’an-ı Kerim’in tümü olduğunun ispatlandığı delillerle serüven şekilliğiyle konu edilip meseleler halinde anlatılmasına neden olacaktır.

Öteden beri din ayrı devlet ayrı kavramlarının gerçek olmadığı ve İslam anayasasının özellikle insanların yaşama özentilerinde bir kanunlaşma devletinin anayasası olduğunu zorunlu olduğu gerçekliğini ortaya koyduğunun şekilleri ile tesbit olmasıdır.

Kur’an ve Ehl- i Beyt hadislere baktığımızda Hz. İbrahim (a.s.)’ın şahşiyetinde iki belirgin özelliğin varolduğunu görmekteyiz; biri onun putlar ve tagutlarla mücadelesi ve Allah’ın düşmanlarıyla savaşıp beraat etmesidir.

Hz. İbrahim (a.s.) tek bir fert olmasına rağmen kavmine egemen olan taguti sisteme karşı amansız bir mücadele başlatmış ve şehrin puthanesindeki bütün heykeltraş putları kırmıştır. Kavmi sapıklıkla israr edince de onlardan uzak olduğunu ilan etmiştir. Kur’an bu hususta biz müslüman halklara şöyle buyurmuştur :

Gerçekten de İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizler için güzel bir örnek var; hani kavimlerine demişlerdi ki : Şüphe yok ki biz, sizden ve Allah’tan başka kulluk ettiklerinizden tamamıyla uzağız, inkar ettik sizi ve aramızla aranızda, bir Allah’a siz de inannıncaya dek ebedi bir düşmanlık ve nefret belirtmiştir….
( Mümtehine Suresi : 4 . )


Halil-ur Rahman olan Hz. İbrahim’in şahşiyetinde var olan ikinci özellik ise Allah’ın aşkıdır. O’nun, bütün aile fertlerini kuru bir çölde bırakıp gitmesi, Hz. İsmail (a.s.)’i Allah’ın emriyle kurban kesmek için götürmesi gibi vakialar Hz. İbrahim (a.s.)’ın ilahi aşkının belirgin nişanelerin görülmesinin olmasdır.

Buna göre İslam felsefesinde İslam eğitiminin gerçekte Hz. Peygamber (s.av.)’de insanlığı bu iki özellik ( tagutlardan uzak durup yalnız Allah’a yönelmek ) üzere eğitmek için mebus olmuştur. Allah Teala buyuruyor ki : ’’ Andolsun ki biz her ümmet’e, Allah’a kulluk edin ve taguttan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik…’’ (Nahl Suresi : 36).

Bildiğiniz gibi araştırmalarımızın detaylarında İslam-i bir devletleşme hareketinin gündeme getirmemizin yanısıra, diğer araştırmacılarında Kur’an ve Ehl-i Beyt meselelerinin Ehl-i Beyt mektebinin perspektifinden kanunlaşmış devletlerin şekillenmesine bakmaya ve tahlil etmeye çalışmalarından faydalanacaklardır.

Olabilecek ki, bazı araştırmacı arkadaşlarımızın bizlere bu yüzden sorular soracaklardır: Neden bu kadar çok konular üzerinde durmak istiyorsunuz ve Ehl- i Beyt’i bu kadar ön plana çıkararak ve hatta bazılarını bunu müslümanların vahdetine halel getirecek bir durum olarak değerlendirip İslam-i bir din şekilliğiyle değilde de devletleşme kavramına getiriyorsunuz.

Kur’an ve Ehl-i Beyt araştırmalarında yer alan tarih kitaplarında oluşan kaynak ve belgelerin tam anlamlarıyla müslüman halk toplumlarına gerçeğini yansıtmadıklarından dolayı böyle bir gerekliliği duymamıza neden olmuş ve bu aşamada Kur’an felsefesinde Kur’an ve Ehl-i Beyt’i birleştirerek yepyeni bir araştırmanın niteliğini kazandıkmak ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in gerçek vahy doğrultsunda teori ve pratiğin birleşmesine neden olan İslam-i hareketin devletleşme şekilliğiyle tüm dünya müslümanlarına ve ayrıca gayri müslimlerede önemli bir mesajın verilmesi için böyle bir araştırmayı gerekli görmüştür.

Bizim Ehl-i Beyt’i sevdiğimizden değilde, Yaratan ilahi bir gücün yani Allah’u Teala’nın birzzat Hz. Muhammed (s.a.v.)’i ve O’nun pak ve masum Ehl-i Beyt’i ön plana çıkarmıştır. Bizim yaptığımız sadece onlara lebbeyk demekten başka bir şey değil midir?! Bunu sadece veya yalnız her hangi sözde değilde, kutsal kitabımız ve anayasamız olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuşlardır :

’ Tathir ayetinde ’ Ehl- i Beyt’in her türlü kötülük ve fenalıktan uzak tutulduğunu ilan etmek onlara ayrıcalık kazandırmak, onlar hakkında bir ilahi garanti vermek için değil de nedir ? Başka her hangi bir grup veya şahıs hakkında böyle bir açık ve kesin bir ilahi referans gösterebirlir mi ?!... ( Ahzap Suresi : 33 . )

Meveddet ayetinde : Resullullah (s.a.v.)’ın 23 yıllık risaletinin karşılığı olarak bizim Ehl-i Beyt’inin sevgi ve muhabbetinin ümmet’e farz kılınmıştı, Ehl-i Beyt’in ön plana çıkarılmasını, o ilahi insanların daima ümmetin gündeminde tutulması, unutulmaması ve onları takıp edilmesini sağlamak için değil’de acaba ne olabilir ?!... ( Şura Suresi : 23 . )

Mübahele ayetinde : Necran Hrıstiyanlarıyla lanetleşmek ve Resul’ün dualarına amin diyebilmek için o kadar sahabenin ve mü’minlerin arasından sadece İmam Ali (a.s.), o kadar sahabiye ve mü’mine kadının arasında ( Resulullah ( s.a.v. )’ın muhterem zevceleri de dahil’inde) sadece Hz. Fatıma(a.s.)’ı, o kadar sahabi çocuklarının arasından sadece İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.), Allah’ın emriyle seçip kendisiyle o hassas ve ilahi sahneye çıkarması, Ehl-i Beyt’i ön plana çıkarmak, bütün ümmetin arasında onlara ayrıcalık kazandırmak ve kimsenin ulaşamadığı bir üstünlük ve fazilet onlara atfetmek değil de ne olabilir sizce ?!... (Al-i İmran Suresi : 61.)

Salavat ayetini : bütün tevsirciler Kur’an-ı tevsir ederken Allah Resul’ünün, ebter ( kesik ) salavat getirilmemesi ve kendisiyle birlikte Ehl-i Beyt’ine de salavat ve selam edilmesi gerektiğini üsteleyerek ümmetine emretmesi, öte yandan namazlarda yine Resulullah (s.a.v.) ile birlikte Ehl-i Beyt’ine de salavat ve tahiyyat okunmasının farz kılınışı Ehl- Beyt’i ilelebed yaşatma maksadıyla değil de ne olabilir sizce ?!... Resulullah (s.a.v.) mütevatiren nakledilen ’ Sakaleyn ’ hadisinde Allah Resul’ü Ehl-i Beyt’ini Kur’an’la birleştirip kıyamete kadar ümmetine emanet olarak bırakırken neyi amaçlıyordu acaba ?!... Aynı hadisde ümmeti, Kur’an ve Ehl-i Beyt’e birlikte Sarılarak dalaletten korunmalarını emrederken neyi kasdediyor sizce ?!... ( Ahzap Suresi : 56 . )

Ayrıca bu değerli hadisin kaynaklarınıda, değişik nakilleri, tevatürü ve muhtevasi konusunda ki, değişik alimlerin görüşlerini Kur’an ve Ehl- i Beyt araştırmalarında sayısızca bulacaksınız. Tarihte yazılan kitaplarda bu kadar hadis ve kaynaklı belgelerin bir arada verilmiş olması imkansızdır. Bu çalışma İmam Hüseyin (a.s.)’ın Aşura günün armağanı olarak yayınlanmaktadır. Amaç İmam Hüseyin (a.s.)’ın Kerbela’da katledilişinin nedeni İslam devletinin temellerinden uzaklaştırılmaması ve edebiyatta kadar olan Allah’ın hükmü kanunlarının insanların üzerinde kanun olarak devamlılığını sürdürmesi olmasıdır.


Hz. Peygamber (s.a.v.)’in buyurmuş oldukları gibi : ’’ Benim Ehl-İ Beyt’in Nuh’un gemisine benzettiği ve o gemiye binenlerin kurtuluşa erecekleri, binmiyenlerin ise ebediyen cehnem azabında kalacaklarının mesajından daha net ve anlaşılır bir mesaj olabilir mi?!...’’

Bu Ehl-i Sünnet alimlerinde kanıtlanmış ve bu değerli kaynaklarında bulunmaktadır. Müstedrek-üs Sahihayn ( Hakim Nişaburi ), c. 3, sayfa. 163, Hadis : 4720, Cami-us Sağır ( suyuti ), c.2, sayfa. 533, Hadis : 8162 .

Ed-Dürr-ül Mensur ( Suyuti ) , C. 350, Kenz-ül Ummal ( Muttaki Hindi ) , C. 12, 105, Hadis : 34206.

Veya : ’ Benim Ehl-i Beyt’imi kendi aranızda bedenden bir baş ve baştan iki göz yerine koyun ’… Buyurduğunu bir düşünelim. Acaba başsız bir bedenin yaşadığını ve gözsüz bir başın aydınlık ve nuru görüldüğünü gören iddia eden olabilir mi hiç ?!

Daha değişik bir dille Fahr-i Kainat Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şu güzel hadislerini hiç okuduk mu ? Okuduysak üzerinde hiç düşünduk mu ? Düşünüp de hayatımıza yansıttık mı acaba ?

Ve yine bu değerli hadis Kur’an ve Ehl-i Beyt kaynaklarından çeşitli kitaplardan ve Sahih Ehl-i Sünnet alimlerden verildiği gibi yine de burda bir daha üzerinde duralım. Mecme-ü Zevaid ( Heysemi ), c. 9, sayfa. 172, İs’af-ür Rağibin, 114, Raşfet-üs Sadi, 91 :

’’Yıldızlar yer ehlinin boğulmaktan kurtulma güvencesi olduğu gibi, benim Ehl-i Beyt’in de ümmetimin ihtilaftan korunma güvencesidir. Şu halde araptan her hangi bir topluluk onlara karşı gelirse, ihtilafa düşüp İblis’in hizbinden olurlar.’’ Kur’an ve Ehl-i Beyt araştırmalarının temel amacı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapmış olduğu amansız mücadelenin temel kaynağında O’nun yapmış olduğu İslam devrimin devamlılığını yalnızca O’nun yolunda ve O’nun ilkelerine bağlı sadık kalacak dostları Ehl-i Beyt’in olacağını Onlarda başkalarının bu İslam-i devletleşmenin başına geçemiyeceklerini ve eğer O’nun devletleştirdiği devletleşme şekline başkaları geçerse tekrar cahiliye devrine geçeceklerinin en anlaşılır bir şekilde bizlere anlatmak istemiyor muydu ?!..

Müstedrek-üs Sahihayn, C. 3, sayfa. 162, Hadis : 4715, Es-Sevaik-ul Muhrika ( İbn-i Hacer ), 150. Mecme-üz Zevaid, C. 9, sayfa. 179 .

’’ Kim benim gibi yaşamayı, benim gibi ölmeyi ve ’And Cennetinde ’ yerleşmeyi seviyorsa, benden sonra İmam Ali (a.s.)’nin velayetine girsin ve onun veli kıldığı kimseyi veli kabul etsin ve benden sonra İmamlara uysun; zira onlar benim Ehl-i Beyt’imdirler ; benim tiynetinden yaratılmış (ilahi bir) ilim ve idrak nasiplenmişlerdir. Ümmetimden onların üstünlüğünü inkar eden, onlarla benim aramdaki yakınlık bağını koparanlara yazıklar olsun ; Allah onları benim şefaatime nail etmesin. ’’ Hilyet-ül Evliya (Ebu Nuaym el-İsfahani ) C. 1, sayfa. 86 ; Kenz-ül Ummal, C . 6, sayfa. 217; Feraid-üs Sımtayn ( Hemvini.), 41.

Evet değerli araştırmacı arkadaşlarım belkide bu gibi değerli bir hadisi şeriflerini açıklamak gerekmez ama yine de biz bu gibi değerli hadisin anlamını bir daha yazmakta yarar var sayalım.

Okyanustan damla misali verdiğimiz bu ayet ve hadisler üzerinde Allah rızası için biraz da düşünelim. Sonra ümmetin geçmişten günümüze dek sürüp gelen durumunu bir gözden geçirelim. Acaba ümmet Ehl-i Beyt’i bu ayet ve hadislerin istediği yere koydu mu?! İlim ve irfanını mı onlardan aldı, fıkıh yani İslam hükümlerini kanunlaştırarak tefsirini mi hadisini mi veya her hangi bir konuyu onların dediği şekilliğiyle uyguladı mu ?!

Hz. Muhammed (s.a.v.)’i on sekiz ay civarında görüp ondan hadis nakleden Ebu Hureyre’den altı bini aşkın hadis nakledenler, Hz. İmam Hasan (a.s.) altmış tanesini nakletmiş midir ?! İbn-i Ömer’den iki binden fazla hadis nakleden kaynaklar Hz. İmam Hüseyin (a.s.)’den yirmi tanesini nakletmiş midirler ?! Aişe hatundan iki bini aşkın hadis nakleden hadisçilerimiz Hz. Fatıma (a.s.)’dan nakleden kırk hadis bile bulamamışlardır her halde yok diyeceklerdir?!... Diyelim ki, bunlar kendi babalarının ilim ve irfanından gereği gibi istifade edememişlerdir ( haşa, haşa ); ama Resulullah (s.a.v.)’in ilim şehrinin kapısı olan küçük yaştan beri onun kucağında büyüyen onun emirleriyle yetişen, gece ve gündüz onun yanından hiç mi hiç ayrılmayan Savaşlarda Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bulunmadığı zamanlarda onun yerini temsil eden İmam Ali (a.s.)’den kaç hadis nakletmişlerdir acaba ?! İlim ve hikmetin dokuz payına sahip olan diğer birisine de başkalarıyla ortak olan İmam Ali (a.s.)’dan nakledilen hadis sayısı Hayber fethinden sonra müslüman olan ve bir buçuk yıl hadis (naklettiklerine göre) Resulullah (s.a.v.)’den istifade edebilen Ebu Hureyre’ye nazaran kıyaslanmayacak kadar azdır !!! (Müstedrek-üs Sahihayn, C. 3, sayfa. 126-127, Üsd-ül Gabe, C. 4, sayfa.22 ; Cami-üs Sağır, C.1 sayfa. 193 ; Hihyet-ül Evliya, C. 1 sayfa. 64 ; Kenz-ül Ummal, C. 6 , sayfa. 154-401.)

Evet önsüz konusunda ki araştırmacı İmam Dikmen’in sözünün uzadığı bir gerçeğinin de bu Kur’an ve Ehl-i Beyt, Alevilerin sesi araştırmalarının gereği gibi olması oluşudur. Çünkü Kur’an ve Ehl-i Beyt araştırmalarının birinci bölümü bin sayfadan daha fazla olmasının nedenlerinden biride İslam anlatışmalarının sadece İslma’ın beş farzından ibare olmaması üzerine böyle bir araştırmayı gerekli görmüştür. Asıl konuya gelindiğinde İslam farzının beş’den ibare olmadığı ve İslam’ın hukuksal bir yönü olduğu ve bu hukukunda kanunsal maddeleri oluşturduğunu ve buna kelime kavramlarıyla bir araştırma metodunun gerekliliğinin mecburi ve zorunlu olduğunun farkına varması nedeniyle , böyle uzun bir araştırma ve önsözün gerektiğini görmüştür.

Öte yandan da dünya da yasalaşarak devletleşme şekilliği ilk olarak İslam devletinin kurulmasıyla gerçekleşmiş ve ilk olarak dünyada bir Medine Vesikası hazırlanmıştır. Bu yasa İslam anayasasının oluşturmasıyla dünya da bir ilk devrim ve ilk işçi sınıfının mücadelesi altında İslam’i bir devletleşme kurulu devrim gerçekleşmiştir. Ama ne yazıktır ki bilim adamları veya İslam sentezisi içindeki fıkıh adamları bunu müslüman halklara ve gayri müslüman halklara beli etmeden İslamın beş farz’dan kurulu ve Allah ile kul arasına kimsenin giremiyeceği bazı farzların yerine getirildiğinde Allah’a olan inancını tamam olacağının sinyallerini vermişlerdir.

İbn-i Mülcem’in İmam Ali (a.s.)’ye katlettiği darbeyi vurduğu darbeyi insin-cinnin ibadetine bedel bilen Harici İmran b. Hattan’dan, valiliği zamanında işlediği cinayetlerle tanınan ve Ümeyyeoğulları’ndan aldığı altın keselerine karşılık fabrika gibi yalancı hadis üreten Semure b. Cündeb’ten Kerbela’da Emevi ordusunun başında Hz. Peygamber (s.a.v.)’ın öz evlatlarını huncarca katlettiren Ömer b. Sa’d’dan hadis nakleden hadisçilerimiz neden Ehl-i Beyt Hakk İmamlarına gelince ihtiyatlı davranmayı yeğliyorlar acaba ?!

Yoksa açıktan açığa bu gibi insan düşmanlarına bilinmeyen madalyalar mı ? satılıyorda bizim bunlardan haberlerimiz mi yok ?!... Yoksa Kur’an’ın başka bir ayet ilkesin Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evlatları ve çocuklarını öldürene cennet’te mükaffat mı verilecek ?!... Yoksa bizim elimizden bu asıl Kur’an’dan başka bir değişik Kur’an-ı Kerim’i bulunmaktadır da bizim bundan haberimiz yok ?!...

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirmiş olduğu İslam devletininde bilinmiyen mezhepler vardı da , Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bundan haberi mi yoktu ?!.

Neden bugün diğer mezhep imamlarının yanısıra, Ehl-i Beyt imamlarının özellikte dört mezhep imamının direkt veya dolaylı olarak üstadı sayılan İmam Ca’fer-i Sadık (a.s.)’ın fetvaları da ilmi haller de, fıkıh hitaplarında zikredilmiyor? Zikredilmemesi bir yana bid’at mezhepleri dahilinde sayılıyor ?!.. Bu mu Ehl-i Beyt’in gemisine binmek?! Onları bedendeki baş baştaki göz mesafesinde görmek ?!...

Belki bazıları, bunlar geçmişte yapılan ve geçmişte kalan bazı hatalardan ibarettir ; bu yüzden bunları tekrar gündeme getirmenin ne anlamı olabilir . Fakat aynı hatalar yine yapılıyorsa ne yapmalı ?! Bu gün sözleri itibar gören bazı sözde araştırmacı yazarların bunca ayet ve hadislere rağmen : ’ Bir milleti İmam Ali (a.s.) Hz. Fatıma (a.s.) İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.)’a endekslerseniz, o millete yazık etmiş olmazmısınız ?! Öbür taraftan eğer Kur’an-ı Kerim-i okuyabiliyorsak veya anlamını anlabiliyorsak Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vahiy edilen ayet ilkelerin çoğunluğuyla ondan önceki Peygamberlerin ve o peygamberlerin ümmetleri hakkındadır ki biz buna ihtiraz etmediğimiz gibi de karşı çıkmıyoruz ?! Acaba kim kendisine ve ümmete yazık etmiştir. Kur’an ve sünnete lebbeyk diyerek, Ehl-i Beyt’i kendilerine rehber ve mihver edinenler mi? yoksa başkaları mı ? Geçmiş tarihimizi basiret gözüyle irdeleyen kimseye cevabını bulmak zor olmasa gerek…

Daha anlamlı bir anlatım diliyle bir toplum kendi yaşantı tarzını üç eylem içersinde bulunduğu zaman birimine ayarlanmasını bilmiyorsa abaca o toplum kendini anlayabilir mi? ; Geçmiş zaman içerisinde bulunduğu zamanı ve gelecek zaman biriminden habersizce yaşayan bir toplumun ne anlamı olabilir ki sizce ?
Öbür taraftanda bir Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’u Teala hakiki sevginin bu özelliği hakkında şöyle buyurduklarını kaydetmektedirler ki :

’’ De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, ve esirgeyendir. ’’ (Al-i İmran Suresi : 31.)

Tekrarlamak gerekirse buna göre Şura suresinin 23. ayetince emrolunan Ehl-i Beyt’in sevgisini taşıyabilmek için onları tanımak, onları kendine örnek edinmek ve mesajlarına kulak vermek ve onlara doğrudan doğruya inanmak olacaktır.

İşte bu noktadan hareket ederek ’’ Kur’an ve Ehl-i Beyt ’’ araştırmalarına önem vermek hiç bir grupsal çıkar veya hareket benzeri bir yan hedef gütmeksizin sadece Kur’an ve Ehl-i Beyt’i kaynaklardan tanımak anlaşılmayan konular anlaşır bir halde araştırmalarını güçlendirmek, duyurulması gereken yerlere ve kuruluşlara bildirmek, İnternet sayfalarından haberdar olmayanlara haber sağlamak ve eğer yanlış bir kaynak açısında yanlışlık varsa hemen Kur’an ve Ehl-i Beyt’i araştırmalarına gönül vermiş olduğu kişi veya kişileri uyarmak, maddi ve manevi yönlerinde yardımcı olmak ve gerekiryorsa seminerler şeklinde toplantılar düzenlemek siz değerli internet ve kitap okuyucularına düşmektedir.

Şu ana kadar yapılan araştırmalarımızın sayısız bölümleri ile siz değerli internet okuyucularının sevgisine sunmayı görev bilmişsek bundan sonraki hedefimizin kitap haline getirip ve bu sunulan bölümlerin sırasıyla okunup katip edilmesi sizlere daha kolay bir şekilde İslam-i bir araştırmanın gerçek yönünü ve İslam anayasasının hukuksal bir İslam-i felsefenin hazırlanmış yepyeni bir teori ve pratiğin geliştireceği en son bir Kur’an ve Ehl-i Beyt metodunun olgusunu verecektir.

Öte yandan Kur’an ve Ehl-i Beyt çalışmalarında internet için sayfalar halinde websitesi haline getirip yardımını esirgemeyenlere madde ve manevi yönleriyle bizlerden hiçbir yardımını esirgemeyen ve kitap haline getirilmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan tüm arkadaşlarıma, yaptıkları yardımlardan dolayı kendilerine keşekkür eder Allah’u Teala’dan bu değerli insanlara 12 İmam’mız ve Hz. Resulullah (s.a.v.)’in yardımcı olmalarını ve onların muhabetlerinden marum olmamalarını ömür boyu görevlerinde başarılı ve sağlıklı olmalarını canı gönülden arzu ederim.

İşte bu noktadan hareket ederek Kur’an ve Ehl-i Beyt araştırmaları yayın hedefi ile ilgili olarak şimdilik bu kadarıyla yetiniyor ve bazı önemli noktalara değinmekte yarar görüyoruz :

Ehl-i Beyt mektebinin gizlenmiş gerçeklerini yaymaya araştırmanın yanı sıra islam-i vahdeti ve İslam-i hareketlerinin arasında meydana gelmiş mezhepleri arasındaki anlayış ve kardeşliği güçlendirmeyi muhakkak kılacak bir şekilde mukaddes bir hedef olarak kabul etmekle ve bu yolda çalışmayı kendimize bir özel görev ve vazife bilmekteyiz.

Kur’an ve Ehl-i Beyt mektebine ait gerçekleri sağlam ve asil belge ve kaynaklardan aktarmak ilkesine bağlı kalmaya çalıştığımız için bu araştırmamız daha çok Ehl-i Sünnet kaynaklarına dayalı olarak yapılmıştır.

Daima yeni başlatılan çalışmaların birtakım eksiklikleri olması doğaldır. Ancak sizlerin de bu aşamada bizlere yardımlarınızla bu eksikliklerin gittikçe giderebilecek ve daha sağlıklı ve insan-i kâmil bir şekilde huzurlarınıza çıkaracağımıza inanmaktayız.

Kur’an ve Ehl-i Beyt araştırmaları Allah’ın rızasını kazanmak yolunda atılmış bir yeni adım olmasını ve bereketli sonuçlar veren sağlıklı bir külkütrel İslam devrimi hareketine zemin hazırlanmasını ümid ederek, sadece Allah’a güvenir ; On’dan yardım bekler, O kullarına yakın olan ve onları isteklerine icabet eden birdir.


Kerbela’yi Mehşed’i
Hacı İmam Dıkmen
Saygılarımla.